İstanbul’da 14 Ekim 2026 tarihinde etkisini gösteren ve kenti adeta felç eden şiddetli sağanak yağış ile su taşkınları, cadde ve sokakları nehre dönüştürerek yüzlerce motorlu taşıtta ağır maddi yıkıma neden oldu. Yolların göle döndüğü, alt geçitlerin tıkandığı ve otoparkların sular altında kaldığı megakentte çekilen suların ardından geriye kalan büyük enkaz, mağdur olan araç sahiplerini çok ciddi bir mali krizle karşı karşıya getirdi. Yaşanan afetin hemen akabinde en çok merak edilen ve arama motorlarında araştırılan konu ise su altında kalarak kullanılmaz hale gelen taşıtların zararını kimin üstleneceği oldu. Hukuk çevreleri ve sigorta otoriteleri konuya dair önemli değerlendirmelerde bulunurken, kasko poliçesi bulunmayan vatandaşların da belirli şartlar sağlandığında selde araç hasarı tazminatı talep edebileceği gerçeği süreçte yeni bir boyut kazandırdı. Avukat Mehmet İlker Birgan, yağışın doğal bir afet olmasının idarenin hukuki ve mali sorumluluğunu peşinen ortadan kaldırmayacağını vurgulayarak altyapı eksikliklerinin hizmet kusuru doğurabileceğini kaydetti.
Şiddetli iklim olaylarının kent yaşamındaki yıkıcı etkileri artarken, ortaya çıkan zararların yalnızca sigorta sözleşmeleri çerçevesinde dar bir kalıpta değerlendirilmesi eksik sonuçlar doğurabiliyor. Yağmur suyu tahliye kanallarının yetersizliği, temizlenmeyen mazgallar, kronikleşmiş drenaj tıkanıklıkları ve riskli güzergahlarda zamanında trafik tedbirlerinin alınmaması gibi ihmaller zinciri, selde araç hasarı tazminatı taleplerinde kamu kurumlarını doğrudan hedef haline getirebiliyor. Zararın niteliği ve ortaya çıkış biçimi detaylı bir şekilde masaya yatırıldığında, vatandaşların haklarını doğru hukuki zeminlerde araması mağduriyetlerin giderilmesinde en önemli anahtarı teşkil ediyor.
Kasko Sigortasında Sel Teminatı ve Kritik Beş İş Günü Kuralı
Araçları su baskınına maruz kalan sürücülerin atması gereken ilk adım kasko poliçelerinin kapsamını titizlikle incelemek olarak öne çıkıyor. Zira kamuoyunda yaygın olanın aksine, yalnızca kasko poliçesine sahip olmak bütün doğal afet hasarlarının sigorta şirketi tarafından sorgusuz sualsiz karşılanacağı anlamına gelmiyor. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları gereğince su baskını ve sel felaketleri sonucu meydana gelen zararlar, poliçeye ek sözleşmeyle teminat olarak eklenmesi gereken riskler arasında sayılıyor. Eğer araç sahibinin poliçesinde bu açık teminat maddesi yer almıyorsa, sigorta şirketinin tazminat ödeme yükümlülüğü hukuken doğmuyor. Poliçesinde gerekli güvence bulunan araç sahiplerinin ise selde araç hasarı tazminatı alabilmesi için hasar ihbarını zaman kaybetmeksizin sigorta kuruluşuna iletmesi hayati önem taşıyor.
Mevzuat gereği sigortalı bireyin, hasarın meydana geldiğini öğrendiği andan itibaren en geç beş iş günü içerisinde sigorta şirketine resmi bildirimde bulunması gerekiyor. Avukat Mehmet İlker Birgan, bu sürenin aşılmasının somut olayın şartlarına göre tazminat hakkını otomatik olarak düşürmese de ispat süreçlerini güçleştirebileceğini ve uyuşmazlıklara yol açabileceğini ifade ediyor. Ayrıca sel suyuna batmış bir aracın kesinlikle çalıştırılmaya zorlanmaması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, kontak çevrildiği anda motora dolan suyun mekanik aksamda yaratacağı ilave hasarın sigorta teminatı dışı bırakılabileceği uyarısında bulunuyor. Araç sahibinin zararı hafifletme ve koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi durumunda, ödenecek selde araç hasarı tazminatı tutarında ciddi kesintiler yapılabileceği için çekici yardımıyla ve bilirkişi gözetiminde işlem yapılması tavsiye ediliyor.
Kaskosu Olmayan Sürücüler İçin İdarenin Hizmet Kusuru Sorumluluğu
Felaketin faturasının en ağır hissedildiği kesimi ise ekonomik nedenlerle kasko sigortası yaptırmayan ya da poliçesinde sel teminatı bulunmayan araç sahipleri oluşturuyor. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, yani halk arasındaki adıyla zorunlu trafik sigortası, işletenin kusuruyla üçüncü kişilere verilen zararları karşılamak üzere kurgulandığından, araç sahibinin kendi taşıtındaki sel hasarını kesinlikle karşılamıyor. Ancak kaskosuz olmak, vatandaşların tüm hukuki yollarının kapandığı ve zararla baş başa kaldığı anlamına gelmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesinde güvence altına alınan, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazmin etmekle yükümlü olduğu ilkesi bu noktada devreye giriyor ve kaskosu olmayanlar için selde araç hasarı tazminatı kapısını aralıyor.
Kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kusurlu işlemesi hallerinde idarenin hizmet kusuru gerçekleşmiş sayılıyor. Şayet bir kentte yağmur suyu tahliye ızgaraları periyodik olarak temizlenmemişse, bilinen çöküntü alanlarında drenaj pompaları çalıştırılmamışsa, taşkın riski yüksek olan cadde ve alt geçitlerde güvenlik bariyerleri kurularak trafik akışı önceden kesilmemişse kamu kurumlarının kusurundan söz ediliyor. Bu tip ihmallerin varlığı halinde, sel afeti tek başına bir dokunulmazlık kalkanı oluşturmuyor ve mağdurlar ilgili belediyeler, su ve kanalizasyon idareleri (İSKİ) veya karayolları birimlerinden selde araç hasarı tazminatı talep edebiliyor. Ancak burada ispat edilmesi gereken en mühim husus, kamu hizmetindeki aksaklık ile taşıtta meydana gelen somut hasar arasındaki doğrudan nedensellik bağı olarak göze çarpıyor.
Şiddetli Yağış İdarenin Sorumluluğunu Tek Başına Kaldırmaz
Kamu otoriteleri böylesi felaketlerde çoğunlukla mücbir sebep savunmasına sığınarak, yağışın olağanüstü ve önlenemez bir doğa olayı olduğunu ileri sürüyor. Oysa yerleşik yargı içtihatlarına ve Avukat Birgan’ın açıklamalarına göre, bir doğa olayının meydana gelmiş olması idarenin tüm sorumluluklarını ortadan kaldırmaya yetmiyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından günler öncesinden yapılan şiddetli fırtına ve yağış uyarılarına rağmen, yerel idarelerin veya ilgili kamu tüzel kişiliklerinin gerekli önleyici tedbirleri almaması afetin sonuçlarını ağırlaştırıyor. Bilimsel ve teknik kriterler çerçevesinde öngörülebilir olan bir tabiat hadisesine karşı altyapıyı hazır tutmayan kurumlar, mücbir sebep zırhının arkasına saklanamıyor ve selde araç hasarı tazminatı ödemekle yükümlü tutulabiliyor.
Hizmet kusurunun tespit edilemediği, yani idarenin doğrudan bir ihmalinin bulunmadığı kimi istisnai durumlarda dahi, kamu külfetlerinin adil dağıtılması ve kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde vatandaşın hak arama yolu açık bulunuyor. Sel sularının sürüklediği ağaç dalları, çöken istinat duvarları veya yerinden fırlayan rögar kapakları nedeniyle hasar alan araçlarda idarenin denetim ve gözetim eksikliği açıkça tartışmaya açılıyor. Dolayısıyla afet bölgesinde kalan taşıt sahipleri, zararlarının kaçınılmaz bir kader olmadığını, idari tedbirsizliklerin ve altyapı yetersizliklerinin kurbanı olduklarını kanıtlayarak selde araç hasarı tazminatı taleplerini hukuki platforma taşıyabiliyor.
Başvuru Süreleri, Tam Yargı Davası ve Görevli Mahkeme Ayrımı
İdareden tazminat talep etme sürecinde hak kaybına uğramamak adına kanunda öngörülen çok sıkı şekil şartlarına ve sürelere riayet edilmesi gerekiyor. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, idari bir eylem nedeniyle mal varlığı zarar gören bireylerin dava açmadan önce mutlaka ilgili kuruma yazılı müracaatta bulunması şart koşuluyor. Zarara yol açan idari eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda olayın gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde ilgili belediyeye, su kanalizasyon idaresine ya da valiliğe dilekçeyle başvurulması zorunluluk arz ediyor. İdarenin bu talebi açıkça reddetmesi veya otuz günlük yasal bekleme süresi boyunca cevapsız bırakması halinde ise süreci tam yargı davası aşaması takip ediyor. Bu aşamada mahkemeye sunulacak deliller ve bilirkişi raporları doğrultusunda selde araç hasarı tazminatı hükme bağlanıyor.
Hukuki süreçte en sık yapılan usul hatalarından birini ise davanın açılacağı yargı kolunun ve mahkemenin yanlış belirlenmesi oluşturuyor. Her ne kadar idareye karşı açılan tazminat davalarında idare mahkemeleri görevli olsa da yolun yapımı, bakımı, işletilmesi veya işaretleme eksikliklerinden doğan bazı ihtilaflar 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında adli yargının, yani Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanına girebiliyor. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 29 Ocak 2018 tarihli ve E.2017/787, K.2018/19 sayılı emsal kararında, karayolundaki bakım ve güvenlik eksikliklerinden kaynaklanan zararlarda adli yargının görevli olduğu açıkça belirtilmiş bulunuyor. Dolayısıyla sel basan yolun mülkiyet durumu, sorumluluğun büyükşehir belediyesinde mi yoksa Karayolları Genel Müdürlüğü’nde mi olduğu titizlikle incelenmeli ve selde araç hasarı tazminatı davası buna göre doğru mahkemede açılmalıdır.
Araç Sahiplerinin Haklarını Korumak İçin Atması Gereken Adımlar
Felaketin hemen ardından hak kaybı yaşamamak adına olay mahallinde delil tespitinin eksiksiz yapılması gerekiyor. Aracı su altında kalan vatandaşların henüz taşıt çekilmeden önce konum, su seviyesi, tıkanmış mazgallar, çevredeki altyapı eksiklikleri ve güvenlik uyarısı bulunmadığını gösteren geniş açılı fotoğraf ve video kayıtları alması tavsiye ediliyor. Polis veya itfaiye ekiplerine tutanak tutturulması, sulh hukuk mahkemeleri aracılığıyla ivedi delil tespiti yaptırılması ve yetkili servislerden ayrıntılı hasar dökümü raporu alınması hukuki mücadelede en kuvvetli dayanakları oluşturuyor. Tüm bu belgeler ışığında yürütülecek titiz bir hukuki takip, kaskosu bulunmayan binlerce mağdur sürücünün uğradığı haksız maddi kayıpları selde araç hasarı tazminatı yoluyla telafi etmesine imkan tanıyor.