BTP Sözcüsü Önder: "ABD Geri Adım Attı, Türkiye Bu Fırsatı Değerlendirmeli"

BTP Sözcüsü Lütfullah Önder, ABD-İran ateşkesini değerlendirerek Amerika'nın geri adım attığını ve Türkiye için tarihi bir fırsat doğduğunu söyledi.

Siyaset - 09-04-2026 00:41

BTP Sözcüsü Önder: "ABD Geri Adım Attı, Türkiye Bu Fırsatı Değerlendirmeli"

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder, ABD ile İran arasında sağlanan ateşkesi değerlendirerek Amerika'nın müzakere masasında önemli tavizler verdiğini ve İran halkının bu süreçte tarihsel bir direniş sergilediğini söyledi. Önder, yaşanan gelişmelerin Türkiye için de stratejik bir dönüm noktası oluşturduğunu vurguladı.

Ateşkes Olumlu Ama Asıl Mesaj Farklı

Lütfullah Önder, ateşkesin kendi başına olumlu bir gelişme olduğunu, savaşın durmasının her koşulda değerli olduğunu belirterek açıklamalarına başladı. Ancak asıl dikkat çekici olanın ateşkesin kendisi değil, bu ateşkese giden süreçte güç dengelerinde yaşanan kayma olduğunu ifade etti.

Önder'e göre Trump yönetiminin ve İran kaynaklarının açıklamaları yan yana koyulduğunda ortaya net bir tablo çıkıyor: ABD, başlangıçta öne sürdüğü tutumdan belirgin biçimde geriledi. İran ise müzakere sürecine daha güçlü bir konumdan girdi. Önder bu tabloyu şöyle özetledi: "İran, daha önce 5 şart ileri sürerken barış için bugün 10 şart ileri sürecek noktaya gelmiştir."

Bu şartların içeriğine bakıldığında da dengelerin değiştiği görülüyor. Önder, geçmişte ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerinde tek taraflı söz söyleme yetkisini kendisinde gördüğünü, oysa bugün bu kritik su yolunu İran ile birlikte yönetme çerçevesine çekildiğini vurguladı. Bu, küçük bir diplomatik not değil; bölgesel güç dengesinde somut bir kırılma noktası.

"Çanakkale Ruhu İran'da Yeniden Yaşandı"

Önder'in açıklamalarının en güçlü bölümü, İran halkının gösterdiği direniş karşısında kurduğu tarihsel analoji oldu. Önder, ABD'nin bombalamayı planladığı enerji santrallerine on binlerce İranlının akın ettiğini, bu insanların adeta canlı kalkan olarak bölgeye gittiğini hatırlattı. 14 milyon kişinin İran devletine başvurarak savaşmaya hazır olduğunu bildirdiğini de sözlerine ekledi.

Bu tablonun ona göre tarihteki tek karşılığı var: Çanakkale. "Nasıl ki 100 yıl önce emperyalizm, ölümden korkmayan Türk milleti karşısında Çanakkale'de diz çökmüşse bugün aynı ruh karşısında emperyalizmin bir kez daha diz çöktüğünü gördük" diyen Önder, bu benzerliği tarihsel bir süreklilik olarak tanımladı.

Önder'e göre bu yalnızca askeri ya da diplomatik bir sonuç değil, aynı zamanda ideolojik bir mesaj: Vatanını samimiyetle savunan halklar, ne kadar güçlü bir dış baskıyla karşı karşıya olursa olsun yıpratma gücüne sahiptir.

Amerika'nın Ortadoğu'daki Geri Çekilişi ve Doğan Boşluk

BTP Sözcüsü, yaşanan gelişmelerin anlık bir kriz yönetiminin ötesinde daha büyük bir eğilimin parçası olduğunu öne sürdü. ABD'nin Ortadoğu'da kalıcı bir etki alanı oluşturamayacağını, bölgeden adım adım çekileceğini savunan Önder, bu çekilmenin beraberinde ciddi bir güç boşluğu yaratacağını ifade etti.

İşte bu noktada Türkiye devreye giriyor. Önder'e göre Türkiye, bu boşluğu doldurmak için hem tarihsel hem de kültürel açıdan güçlü bir konumda. Osmanlı döneminde yüzyıllarca Ortadoğu'yu yöneten bir devlet geleneğine sahip olan Türkiye'nin bölgeyle kurulacak yeni ilişkilerde belirleyici bir aktör olabileceğini vurguladı.

Önder, Türkiye'nin bu rolü üstlenebileceği somut alanları da sıraladı: ticari ilişkilerin güçlendirilmesi, siyasi diyaloğun derinleştirilmesi, bölgesel dostlukların pekiştirilmesi ve olası ittifak yapılarının kurulması. Ancak tüm bunların gerçek bir stratejik özerklikle yapılması gerektiğini de özellikle altını çizdi.

"NATO Senaryosuyla Değil, Kendi Senaryomuzla"

Önder'in açıklamalarında öne çıkan bir diğer kritik nokta, Türkiye'nin bu süreçte izlemesi gereken yol haritasına ilişkindi. Önder, fırsatın büyüklüğünü teslim etmekle birlikte bu fırsatın yanlış bir çerçevede değerlendirilmesi halinde zarar doğurabileceği uyarısında da bulundu.

Türkiye'nin Ortadoğu'daki rolünü NATO şemsiyesi altında ya da herhangi bir küresel gücün çizdiği senaryo içinde şekillendirmemesi gerektiğini söyleyen Önder, bunun yerine bölgenin kendi gerçeklerine ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarına dayanan bağımsız bir strateji izlenmesi çağrısında bulundu.

Önder, Türkiye'nin Ehl-i Beyt kültüründen beslenen İslam anlayışıyla bölge halkları arasında köklü ve özgün bir bağa sahip olduğunu da vurguladı. Bu kültürel derinliğin, salt askeri ya da ekonomik hesaplara dayanan dış politika yaklaşımlarından çok daha kalıcı ve güvenilir bir zemin sunduğunu ifade etti. Bölge ülkeleriyle kurulacak ilişkilerin bu zeminden beslenmesi halinde Türkiye'nin yalnızca bir aktör değil, gerçek bir belirleyici güç olabileceğini savundu.

Tarihi Fırsat, Tarihi Sorumluluk

Lütfullah Önder, açıklamalarını güçlü bir vurguyla noktaladı: Bu gelişme, Türkiye için yüzyılda bir gelen türden bir fırsattır ve bu fırsatı kaçırmak tarihsel bir sorumluluktan kaçmak anlamına gelir.

ABD-İran ateşkesini salt iki ülke arasındaki gerilimin geçici olarak yatışması olarak görmek yerine, bölgesel dengelerin yeniden kurulduğu daha geniş bir tablonun parçası olarak okuyan Önder, Türkiye'nin bu yeniden yapılanma sürecinde pasif bir seyirci değil, aktif bir kurucu olması gerektiğini söyledi.

BTP'nin bu değerlendirmesi, Türkiye'nin dış politika gündeminde Ortadoğu stratejisi tartışmalarının ne denli canlı olduğunu da gözler önüne seriyor. NATO üyeliği, ABD ile ilişkiler ve bölgesel özerklik arasındaki denge arayışı, Türkiye siyasetinin en kritik eksenlerinden biri olmaya devam ediyor.

Günün Diğer Haberleri