YouTube platformunda yayınladığı içerikler nedeniyle "Cumhurbaşkanını tehdit" iddiasıyla tutuklanan ve yaklaşık yedi ay süren mahkumiyetin ardından özgürlüğüne kavuşan gazeteci Fatih Altaylı, izleyicileriyle yeniden buluştu. Dönüşü için hazırladığı 1 saat 38 dakikalık dev yayında, Silivri Cezaevi’ndeki günlerini, hücre yaşantısını ve Türkiye’nin gündemini meşgul eden "el sıkışma" tartışmalarına dair içeriden gözlemlerini aktardı. Altaylı, cezaevi sürecini bir "aydınlanma" olarak görmediğini ancak Türkiye’nin gerçek yüzüyle orada tanıştığını ifade etti.

Cezaevinde Fiziksel Temas Mümkün mü?

Kamuoyunda tutuklu gazeteci Enver Aysever ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında geçtiği iddia edilen "el sıkışma" polemiği, Altaylı’nın yayınında en çok dikkat çeken başlıklardan biri oldu. Altaylı, cezaevi mimarisinin ve kurallarının buna izin vermediğini şu sözlerle dile getirdi:

  • Sıkı Denetim: "Orada yaklaşık yedi ay kaldım ve kimseyle el sıkışmadım. Çünkü böyle bir ortam fiziksel olarak yok. Koridorda bir mahkumla karşılaşma ihtimaliniz bile çok düşük; gardiyanlar bunu engellemek için büyük çaba sarf ediyor."

  • Mesafe Kuralı: "Koridorda yan yana gelseniz bile aranızda en az 4-5 metrelik bir güvenlik mesafesi bulunuyor. Avukat görüş kabinlerinde ise arada cam var. 'Elimi uzattım, o almadı' gibi hikayeler oranın gerçeğiyle bağdaşmıyor."

Hücrede Bir Gün Nasıl Geçiyordu?

Fatih Altaylı, disiplinli bir hayat tarzını cezaevinde de sürdürdüğünü anlattı. Sabahın ilk ışıklarıyla (05:00) uyanıp kitap okumaya başladığını belirten gazeteci, yaşam alanını ve imkanlarını detaylandırdı:

  • Hücre Yapısı: Üst katta yatak alanı, alt katta ise koridora ve 22 metrekarelik küçük bir avluya açılan bir oda bulunuyordu. Altaylı, avluda yürüyüş yaparak temiz hava alabildiğini belirtti.

  • Mutfak ve İhtiyaçlar: Kantinden satın aldığı mini buzdolabı, televizyon ve kettle ile hayatını idame ettiren Altaylı; brokoli, avokado ve nohut gibi ürünler talep ederek kendisine özel menüler hazırladığını anlattı.

  • Kısıtlı Eşyalar: Güvenlik gerekçesiyle her şeyin "yarım" veya "ince" verildiğini belirten Altaylı; "En ince tenekeden yapılmış çatal ve yarısı kesilmiş plastik meyve bıçaklarıyla yemek yemeyi öğrendim," dedi.

"Timur Soykan'dan Daha Çok Bilgi Edindim"

Cezaevinde sadece vakit geçirmekle kalmadığını, avukatlar aracılığıyla dışarıdaki suç dünyasına dair çok derin bilgiler edindiğini söyleyen Altaylı, çarpıcı bir iddiada bulundu. Türkiye'deki suç örgütleri, uyuşturucu kaçakçılığı ve çete yapılanmaları hakkında avukatlardan dinlediği detaylar sayesinde; Timur Soykan veya Murat Ağırel gibi araştırmacı gazetecilerden daha fazla bilgi birikimine sahip olduğunu esprili ama ciddi bir dille ifade etti.

Televizyon ve Medya Eleştirisi

Cezaevindeki en büyük zorluğun televizyona mahkum kalmak olduğunu söyleyen Altaylı, ana akım medyaya sert eleştiriler yöneltti:

  • Haber Kanalları: Sabahları izlediği haberlerin ruhsal bir bozukluğa yol açtığını fark edince haber izlemeyi bıraktığını söyledi.

  • Kadın ve Yemek Programları: "Kadın programlarındaki seviyesizlikten utanç duydum. Yemek programlarındaki nezaketsizlik ise tarif edilemez; birinin evine gidip yapılan yemeğe 'köpeğe versen yemez' demek büyük bir terbiyesizliktir," dedi.

  • Dizi Tutkusu: Bu süreçte "Halef" adlı diziye ilgi duyduğunu ve takip etmeye çalıştığını ekledi.

Cezaevi Arkadaşlığı ve İnsani Gözlemler

Altaylı, cezaevi personelinin son derece nazik ve profesyonel olduğunu vurgulayarak, "Türkiye'ye olan güvenim arttı," dedi. Gezi davasından tanınan Ayşe Barım’ın sağlık durumu hakkındaki endişeleri de dile getiren Altaylı, cezaevinde her görüşten insanın (ülkücü, sosyal demokrat, suç örgütü üyeleri) uzaktan da olsa birbirine "geçmiş olsun" diyerek bir nezaket iklimi oluşturduğunu belirtti.