Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve temel haklar üzerine yürütülen tartışmalar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Süleyman Bülbül’ün son açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı. Bülbül, özellikle tutuklu bulunan seçilmiş siyasetçilerin aile bireylerine, eşlerine ve çocuklarına yönelik sistematik olarak uygulanan baskı ve hedef gösterme kampanyalarına karşı sert bir duruş sergiledi. Modern ceza hukukunun en temel direği olan "suçun şahsiliği" ilkesinin ihlal edildiğini savunan Bülbül, aileler üzerinden yürütülen bu sürecin anayasal bir suç teşkil ettiğini vurguladı.
Anayasal Güvence: "Ceza Sorumluluğu Şahsidir"
Süleyman Bülbül, yaptığı açıklamada Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. maddesine dikkat çekerek, hukuk devletinin en temel kurallarından birini hatırlattı. Ceza sorumluluğunun bireysel olduğunu ve kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını belirten Bülbül, şu ifadeleri kullandı:
"Anayasamız ve evrensel hukuk normları bu konuda hiçbir gri alan bırakmaz. Bir kişiye isnat edilen suçlama her ne olursa olsun, bu suçlamanın ağırlığı ya da niteliği o kişinin eşine, çocuğuna veya yakın akrabalarına teşmil edilemez. Bugün tanık olduğumuz aileleri itibarsızlaştırma girişimleri, hukukun bittiği ve siyasi intikam duygusunun devreye girdiği noktanın resmidir."
Masumiyet Karinesi ve Algı Yönetimi
Hukuk süreçlerinde henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadan yapılan "suçlu" ilanlarının, toplumdaki adalet duygusunu kökten sarstığını belirten Bülbül, masumiyet karinesi ilkesinin hiçe sayıldığını ifade etti. Bülbül’e göre, devam eden yargılamalar üzerinden oluşturulan medya ve kamuoyu baskısı, sadece yargılanan kişiyi değil, onun tüm sosyal çevresini bir "sivil ölüme" mahkum etmeyi amaçlıyor.
Yargı paketlerinin ve hukuk reformlarının konuşulduğu bir dönemde, ailelerin hedef haline getirilmesinin hukuk devleti iddiasıyla bağdaşmadığını söyleyen Aydın Milletvekili, "Bir evladın, babasının ya da annesinin yürüttüğü siyasi faaliyetler veya hakkındaki iddialar nedeniyle toplum dışına itilmesi, eğitim hayatında ya da sosyal hayatında baskıya maruz kalması demokratik bir toplumun kabul edebileceği bir durum değildir" dedi.
Siyasi Hesaplaşmalarda Aile Mahremiyeti
Bülbül, açıklamasının devamında siyasi rekabetin ve hesaplaşmaların bir sınırının olması gerektiğini vurguladı. Çocukların ve eşlerin, siyasi çatışmaların birer "rehinesi" veya "aracı" haline getirilmesinin etik dışı olduğunu belirten CHP’li vekil, bu tür tutumların toplumsal barışa vurduğu darbeyi şu sözlerle aktardı:
-
Toplumsal Ayrışma: Aileleri hedef göstermek, toplumdaki kutuplaşmayı ailelerin içine kadar sokmak demektir.
-
Gelecek Nesiller: Bu baskılara maruz kalan çocukların ileride adalet sistemine ve devlete olan güveni onarılmaz bir yara alır.
-
Hukuki Güvenlik: Eğer bugün birinin ailesine bu yapılabiliyorsa, yarın hiç kimsenin ailesi güvende değildir.
Adalet Mücadelesinde Kararlılık Mesajı
Süleyman Bülbül, adaletin sadece belli bir kesim için değil, herkes için bir sığınak olması gerektiğini ifade ederek açıklamasını sonlandırdı. Ceza hukukunun evrensel ilkelerini savunmaya devam edeceklerini belirten Bülbül, hukukun üstünlüğünün ancak her bireyin ve ailesinin anayasal haklarının eksiksiz korunmasıyla mümkün olacağını dile getirdi. "Hukuk, intikam aparatı olarak kullanılamaz; adaletin olmadığı yerde ne devlet ne de huzur baki kalır" diyerek, bu konudaki hukuki ve siyasi mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti.
