Türkiye siyasi tarihinin en büyük skandallarından biri olan Susurluk kazasının merkezindeki isim Abdullah Çatlı, kendi hayatını konu alan sinema filmiyle kamuoyunun gündemine geri döndü. Danışmanlığını kızlarının yaptığı film, 1996 yılında bir kamyon çarpmasıyla ortaya saçılan devlet, siyaset ve mafya ilişkilerini yeniden tartışmaya açtı.
Susurluk Kazası ve Büyük Deşifre
3 Kasım 1996 tarihinde Balıkesir'in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası, o güne kadar gizli kalan derin bir yapıyı gün yüzüne çıkardı. Kazaya karışan Mercedes marka aracın içindeki isimler, olayın boyutunu sıradan bir trafik kazasından çıkarıp ulusal bir krize dönüştürdü. Araçta dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, milletvekili Sedat Bucak ve Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan Abdullah Çatlı bulunuyordu. Araçtan çıkan susturuculu silahlar ve sahte belgeler, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın istifasına ve hükümetin sarsılmasına neden olan bir süreci başlattı.
Yetmişli Yılların Şiddet Sarmalı
Abdullah Çatlı'nın hikayesi, 1970'li yılların sert kutuplaşma ortamında Ankara Ülkü Ocakları ve Ülkücü Gençlik Derneği'ndeki liderlik rolleriyle başladı. Bu dönemde adı, 1978'deki Bahçelievler katliamı ve Beyazıt Meydanı'ndaki bombalı saldırı gibi kritik dosyalarla anıldı. Gazeteci Abdi İpekçi suikastının faili Mehmet Ali Ağca'nın hapisten kaçırılmasında rol oynadığı iddiaları, Çatlı ismini Türkiye'nin siyasi cinayetler tarihindeki en tartışmalı figürlerden biri haline getirdi.
Avrupa Firarı ve Gizli Operasyonlar
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yurt dışına kaçan Çatlı, Avrupa'da Mehmet Özbay ve Hasan Kurtoğlu gibi sahte kimliklerle yaşadı. Fransa ve İsviçre'de uyuşturucu ticareti suçlamalarıyla hapis yatan Çatlı'nın bu yıllarda Milli İstihbarat Teşkilatı ile temas kurduğu öne sürüldü. Emekli istihbarat yetkililerinin ifadelerine göre, Çatlı'nın Avrupa'da Ermeni terör örgütü ASALA'ya yönelik düzenlenen operasyonlarda aktif görev aldığı belirtildi.
Doksanlı Yıllar ve Faili Meçhul Cinayetler
1990'ların başında Türkiye'ye dönen Çatlı, güvenlik politikalarının sertleştiği bir dönemde yeniden sahneye çıktı. Meclis araştırma komisyonu raporlarına göre, bu dönemde işlenen pek çok faili meçhul cinayette ve yeraltı dünyasındaki infazlarda Çatlı'nın ekibiyle birlikte rol aldığı iddia edildi. Gazeteci Uğur Mumcu, suikasta uğramadan önceki yazılarında Çatlı'nın derin devlet ve kontrgerilla ağındaki konumunu defalarca dile getirmişti.
Susurluk kazasıyla sırlarıyla birlikte hayatını kaybeden Çatlı, bugün hala bir kesim tarafından devletin gizli operasyonlarının bir parçası, diğer bir kesim tarafından ise hukuk dışı yapılanmaların simge ismi olarak görülmeye devam ediyor.
