pasted_content_36.txt
Metin · 8.07 KB

Kendinizi dinlemek ruhunuzu güçlendiriyor!

 

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Arslan, kendi kendini dinlemenin psikolojik iyilik haline etkisi ve ruminasyondan farkı hakkında açıklamalarda bulundu.

 

Aldım kankacım. Ekli uzman açıklamasını okuyup kendini dinleme, psikolojik iyilik hali ve ruminasyon arasındaki farkı kaynakta yer alan bilgilerle sınırlı kalarak özgün bir sağlık haberine dönüştüreceğim. Başlık ve spotu değiştirecek, H2 ara başlıklar ve belirgin paragraf boşluklarıyla hazırlayacağım.
 
 
Başlık
Uzmanından ruhsal iyilik hali için öneri: İç dünyanıza kulak verin
Spot
Klinik Psikolog Buse Arslan, kişinin duygu, düşünce, bedensel duyum ve ihtiyaçlarını fark etmesinin öz farkındalığın temel unsurlarından biri olduğunu belirtti. Arslan, kendini dinlemek ile aynı düşünceleri çözüm üretmeden tekrarlamak anlamına gelen ruminasyonun birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı.
Haber Metni
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Buse Arslan, kişinin kendi iç dünyasını fark etmesinin psikolojik iyilik haline katkısını değerlendirdi. Arslan, kendini dinlemenin yalnızca zihinden geçen düşünceleri takip etmekten ibaret olmadığını; duyguları, bedensel duyumları, ihtiyaçları ve içsel deneyimi fark etmeyi de kapsadığını söyledi.
Kişinin zaman zaman dış dünyanın taleplerinden uzaklaşarak dikkatini kendi iç dünyasına yöneltmesinin sağlıklı ruhsal işleyiş açısından önemli olduğunu belirten Arslan, bu sürecin öz farkındalığın temel bileşenlerinden biri olduğunu ifade etti.

Kendini dinlemek öz farkındalığı güçlendiriyor

Öz farkındalığın kişinin ne hissettiğini, bu duygunun neden ortaya çıktığını ve davranışlarını nasıl etkilediğini anlayabilme kapasitesi olduğunu belirten Arslan, günlük yaşamda hissedilen huzursuzluğun altında bastırılmış bir kırgınlık veya tükenmişlik bulunabileceğini söyledi.
Arslan’a göre kişi, kendini dinlediğinde yalnızca yaşadığı duyguyu fark etmekle kalmıyor; bu duygunun ihtiyaçlarıyla ve davranışlarıyla ilişkisini de daha iyi anlayabiliyor. Böylece duyguları bastırmak yerine tanımak ve kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmak mümkün hale geliyor.

İçe yönelmek, sürekli analiz yapmak anlamına gelmiyor

Kendini dinlemenin zihinde olup biten her şeyi kontrol etmeye çalışmak olmadığını vurgulayan Arslan, sağlıklı içe yönelişin kişiye açıklık ve farkındalık kazandırdığını belirtti.
Aşırı analiz etmenin ise kişiyi düşüncelerinin içinde kaybolmaya sürükleyebileceğini ifade eden Arslan, kişinin kendi iç dünyasına merak eden, yargılamayan ve anlamaya çalışan bir tutumla yaklaşması gerektiğini söyledi.
Psikoterapideki hedeflerden birinin de kişinin kendi iç deneyimini daha doğru okuyabilmesini sağlamak olduğunu belirten Arslan, insanların çoğu zaman yaşadıkları duygudan çok, o duyguya yükledikleri anlam nedeniyle zorlanabildiğini kaydetti.

Ruminasyon çözüm üretmeyen düşünce döngüsü

Kendi kendini dinlemek ile ruminasyon arasındaki farkın önemli olduğunu belirten Arslan, iki sürecin ilk bakışta benzer görünebileceğini ancak psikolojik açıdan birbirinden ayrıldığını söyledi.
Kendini dinlemenin duygu ve düşünceleri anlamaya yönelik sağlıklı bir farkındalık süreci olduğunu ifade eden Arslan, ruminasyonun ise aynı düşüncelerin çözüm üretmeden tekrar tekrar zihinde dönmesi ve kişinin bu döngü içinde sıkışması anlamına geldiğini belirtti.
Sağlıklı bir içe yönelişte kişinin yaşadığı deneyime merakla yaklaşabildiğini aktaran Arslan, tartışma sonrasında “Bu olay beni neden bu kadar etkiledi?”, “Aslında neye kırıldım?” veya “Bu durum bana ne hissettirdi?” gibi soruların yaşananları anlamlandırmaya yardımcı olabileceğini söyledi.
Ruminasyonda ise düşünce sürecinin ilerlemediğini belirten Arslan, kişinin aynı olayı saatlerce zihninde tekrarlayabildiğini, farklı senaryolar kurabildiğini ve kendisini ya da başkalarını suçlayabildiğini ifade etti. Bu zihinsel çabanın rahatlama yerine daha fazla yorgunluğa yol açabildiğini kaydetti.

Düşünceler netleşmiyorsa dikkat

Ruminasyonun özellikle depresyon ve kaygı bozukluklarında sık görülen bilişsel süreçlerden biri olduğunu belirten Arslan, kişinin çok düşünerek çözüm bulacağını zannedebileceğini ancak gerçekte aynı düşüncenin çevresinde dolaşmaya devam edebileceğini söyledi.
Arslan, kendini dinledikten sonra zihnin biraz daha netleşmesi ve duyguların daha iyi anlaşılmasının sağlıklı farkındalığa işaret edebileceğini belirtti. Aynı düşüncelerin tekrar tekrar ele alınmasına rağmen bir sonuca varılamıyor ve kişi giderek daha yorgun hissediyorsa bunun ruminatif bir döngü olabileceğini ifade etti.

İç sesin tonu yaşam deneyimleriyle şekilleniyor

İç sesin doğuştan gelen ve değişmeyen bir özellik olmadığını vurgulayan Arslan, çocukluk dönemindeki bakım verenlerle kurulan ilişkilerin, yaşam deneyimlerinin ve kişi hakkında geliştirilen inançların bu sesin tonunu şekillendirdiğini söyledi.
Sık eleştirilen, koşullu kabul gören veya hata yapmasına izin verilmeyen ortamlarda büyüyen kişilerin, dışarıdan duydukları eleştirel sesleri zamanla içselleştirebildiğini belirten Arslan, bu sesin yetişkinlik döneminde kişinin kendi zihninden gelmeye başlayabildiğini ifade etti.
Bu nedenle birçok kişinin en sert eleştiriyi kendisine yönelttiğini kaydeden Arslan, öz şefkat yaklaşımının kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesine yardımcı olabileceğini belirtti.

Kendine şefkat, sorumluluktan kaçmak değil

Terapide amaçlanan şeyin eleştirel iç sesi tamamen susturmak olmadığını belirten Arslan, bu sesin çoğu zaman kişiyi hata yapmaktan korumaya çalıştığını ancak bunu sert ve yıpratıcı bir dille yaptığını söyledi.
Kişinin eleştirel iç sesini fark etmesi ve buna karşı daha dengeli, daha şefkatli bir ses geliştirmesi gerektiğini ifade eden Arslan, kişinin sevdiği bir arkadaşının yaptığı hata karşısında göstereceği anlayışı kendisine de göstermesinin önemli olduğunu vurguladı.
Kendine şefkat göstermenin hataları görmezden gelmek veya sorumluluk almamak anlamına gelmediğini belirten Arslan, bunun kişinin yaşadığı zorluğu inkâr etmeden, kendisini değersizleştirmeden ve yaşadığı acıyı büyütmeden karşılayabilmesi olduğunu söyledi.
Arslan, kendisiyle daha şefkatli konuşabilen kişilerin kaygı düzeylerinin daha düşük, psikolojik dayanıklılıklarının ise daha yüksek olduğuna ilişkin araştırma sonuçlarına dikkat çekti.