Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, Türkiye’nin hukuk ve siyaset gündemini Strasbourg’un kalbine taşıyan kritik bir oturuma sahne oldu. Macar Sosyalist Partisi üyesi Zita Gurmai’nin hazırladığı İstanbul Sözleşmesi raporu üzerine söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen, Türkiye’nin sözleşmeden tek taraflı çekilme kararının sahadaki acı faturasını iki somut örnekle dünya kamuoyuna anlattı. Strasbourg semalarında yankılanan "Nilay" ve "Ekrem İmamoğlu" örnekleri, adaletin öncelikleri ve siyasi tercihler arasındaki uçurumu gözler önüne serdi.

Avrupa Konseyi’nde Duygusal Veda ve Stratejik Rapor

Söz konusu gelişme, Macaristan’daki siyasi dengelerin değiştiği bir dönemece denk geldi. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın otoriter yönetimine karşı demokratik bir blok oluşturma amacıyla partisinin seçime katılmama kararı alması üzerine, Zita Gurmai AKPM’deki görevinden ayrılma kararı aldı. Gurmai’nin konseydeki veda niteliğindeki son raporu ise tesadüf değildi: İstanbul Sözleşmesi.

22 Nisan’da raporun sunumu için kürsüye çıkan Gurmai, kadın hakları mücadelesinin sınırları aşan niteliğine vurgu yaptı. Ancak oturumun asıl tansiyonu, Türkiye’den katılan heyetlerin rapora dair sunduğu önergeler ve karşı argümanlarla yükseldi. Rapor, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmesi yönünde net bir çağrı içeriyordu. Bu çağrıya itiraz eden AK Parti üyeleri, ilgili bölümlerin metinden çıkarılması için önerge verdi. Lakin AKPM Genel Kurulu, bu önergeyi reddederek Türkiye’ye "Geri dön" çağrısını onayladı.

Nilay’ın Çığlığı ve İmamoğlu Davası: Adalet Nerede?

Gökçe Gökçen’in konuşması, teknik bir rapor değerlendirmesinden ziyade, Türkiye’deki güvenlik ve yargı pratiklerine tutulmuş bir ayna niteliğindeydi. Gökçen, salonun sessizliğe büründüğü o anlarda Nilay isimli genç bir kadının trajik sonunu ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı kıskacını aynı düzlemde buluşturdu.

Meseleyi sadece kanun maddeleri üzerinden tartışmanın yetersizliğine dikkat çeken Gökçen, "Nilay ayrılmaya çalıştığı erkeğin tehditlerine karşı polise, savcıya gitti. Uzaklaştırma kararı aldı. Ama sonuç alamadı" diyerek devletin koruma yükümlülüğündeki zafiyeti vurguladı. Olayın perde arkasındaki çarpıcı detay ise aynı gün İstanbul’un bir başka noktasında yaşananlardı. Gökçen, Ekrem İmamoğlu’nun "casusluk" gibi ağır ve tartışmalı suçlamalarla adliyeye getirildiği gün, binlerce polisin sadece İmamoğlu destekçilerini engellemek için seferber edildiğini hatırlattı.

Dikkat çeken bir diğer detay ise Gökçen’in şu sözleri oldu: "Adliyeden yalnızca iki sokak ötede Nilay katledilirken orada hiçbir polis yoktu. Eğer İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan o irade bugün aynı kararlılıkla var olsaydı, öncelik İmamoğlu destekçilerini engellemek değil, Nilay’ı yaşatmak olurdu."

6284 Sayılı Kanun Tartışması ve Siyasi İrade

Hükümet kanadından gelen "Sözleşmeden çıksak da 6284 sayılı kanunumuz var, kadınları koruyoruz" argümanına da Strasbourg’dan yanıt geldi. Gökçe Gökçen, kanunların kağıt üzerinde var olmasının tek başına bir anlam ifade etmediğini, asıl meselenin "uygulama iradesi" olduğunu savundu. AK Parti üyelerinin rapora karşı sunduğu önergeleri eleştiren Gökçen, Türkiye’yle ilgili bölümlerde sorunun ciddiyetinin küçümsendiğini belirtti.

Gökçen’e göre, kadınlara yönelik şiddetle mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi yürüten aktivistlerin veya siyasi rakiplerin hedef alınması tamamen "siyasi bir tercih" ürünü. Bu tercihin değişmesi için ise sandığı işaret etti. Konuşmasını net bir taahhütle sonlandıran Gökçen, CHP’nin ve muhalefet bloğunun kararlılığını şu sözlerle ilan etti: "Seçimleri kazandığımızda ilk işimiz İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalamak olacak."

Türk Heyeti Arasında Görüş Ayrılığı ve Raporun Kabulü

Oturumda sadece Gökçe Gökçen değil, CHP’den Aysu Bankoğlu ve DEM Parti’den Sevilay Çelenk de rapor lehinde görüş bildirdi. Türkiye’den giden muhalefet temsilcileri, İstanbul Sözleşmesi’nin bir "yaşatama belgesi" olduğunun altını çizerken, AK Parti heyetinin "iç hukuk yeterli" savunması AKPM üyeleri tarafından karşılık bulmadı.

Sonuç olarak, Zita Gurmai’nin hazırladığı ve Türkiye’nin sözleşmeye geri dönmesi için somut adımlar atması gerektiğini belirten rapor, büyük bir oy çokluğuyla kabul edildi. Bu karar, her ne kadar tavsiye niteliğinde olsa da, Avrupa Konseyi bünyesinde Türkiye üzerindeki diplomatik denetimin artacağının sinyali olarak okunuyor.

Gökçe Gökçen’in Strasbourg’da çizdiği bu panorama, Türkiye’nin önümüzdeki seçimlerdeki en sıcak başlıklarından birinin yine "kadın hakları ve hukuk devleti" olacağını gösteriyor. Adalet saraylarının kapısında bekleyen polis ordularıyla, şiddet gördüğü sokakta polis bulamayan kadınların hikayesi, modern Türkiye’nin çözülmesi gereken en büyük çelişkisi olarak uluslararası kayıtlara geçmiş durumda.