Gülistan Doku Soruşturmasında Yeni Kırılma: Eski Valiye Ağır Suçlamalar

Tunceli’de 2020 yılından bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin yürütülen soruşturmada, dosyanın seyrini değiştirebilecek kritik bir gelişme yaşandı. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade veren dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, 78 soruluk kapsamlı sorgunun ardından 5 ayrı suçtan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Soruşturmanın merkezinde ise yalnızca kayıp vakası değil, delil karartma, bilişim sistemlerine müdahale ve resmi belgelerin yok edilmesi gibi ağır iddialar yer alıyor.

SIM Kart Detayı: “Ben Gönderttim” İtirafı

Sorgunun en dikkat çeken başlığı, Gülistan Doku’ya ait SIM kartın akıbeti oldu. Sonel, ifadesinde söz konusu SIM kartı resmi soruşturma makamlarına teslim etmek yerine, koruma polisi aracılığıyla Ankara’daki bir kişiye gönderdiğini açıkça kabul etti.

Gerekçe olarak ise:

  • Kayıp öğrencinin son sinyaline ulaşmak
  • Soruşturmayı hızlandırmak
  • Aileye yardımcı olmak

gibi nedenleri sıraladı.

Ancak olayın perde arkasında ciddi bir hukuki tartışma bulunuyor. Çünkü adli süreçlerde delil niteliği taşıyan materyallerin resmi prosedür dışında işleme alınması, soruşturmanın bütünlüğünü doğrudan etkileyebilecek bir durum olarak değerlendiriliyor.

Delil Zinciri Tartışması: SIM Kart Nasıl Gönderildi?

Dikkat çeken bir diğer detay ise SIM kartın taşınma yöntemi. Soruşturma dosyasına yansıyan bilgilere göre, söz konusu materyalin resmi adli teslim zinciri yerine farklı bir yöntemle gönderildiği iddiası gündeme geldi.

Savcılık, bu noktada:

  • Delilin neden resmi kayıt altına alınmadığını
  • Neden yetkili birimlere teslim edilmediğini
  • İnceleme sürecinin kim tarafından yürütüldüğünü

tek tek sorguladı.

Sonel ise sürecin bazı aşamalarına ilişkin bilgi sahibi olmadığını ifade etti.

5 Ayrı Suçlama: Savcılığın Sevk Yazısında Neler Var?

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan sevk yazısında, Tuncay Sonel hakkında “kuvvetli suç şüphesi” bulunduğu belirtilerek 5 ayrı suçlama yöneltildi.

Yöneltilen suçlamalar:

  • Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (TCK 281)
  • Bilişim sistemlerine müdahale ve verileri yok etme (TCK 244)
  • Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134)
  • Kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme (TCK 136)
  • Resmi belgeyi yok etme veya gizleme (TCK 205)

Bu suçlamalar, dosyanın yalnızca kayıp bir kişi soruşturması olmaktan çıkıp çok katmanlı bir adli dosyaya dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kamera ve Hastane Kayıtları: Delil Karartma Şüphesi

Soruşturmanın en kritik başlıklarından biri de silindiği iddia edilen kamera ve hastane kayıtları. Savcılık, Gülistan Doku’nun kaybolduğu döneme ait bazı kayıtların sistemlerde bulunamamasını mercek altına aldı.

Dosyaya yansıyan bulgulara göre:

  • Hastane kayıtlarının sistemden kaldırıldığı iddiası
  • Güvenlik kamera görüntülerinin eksik olduğu şüphesi
  • Teknik incelemelerde “kasıtlı silme” ihtimalinin gündeme gelmesi

soruşturmanın yönünü doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Savcılık, bu süreçte herhangi bir talimat verilip verilmediğini de detaylı şekilde sorguladı.

Para Trafiği ve Şüpheli İlişkiler

Olayın perde arkasında yalnızca dijital deliller değil, finansal hareketler de bulunuyor. MASAK verilerine yansıyan bazı para transferleri, soruşturma dosyasına dahil edildi.

İddialara göre:

  • Belirli kişiler arasında parça parça para transferleri yapıldı
  • Bu ödemelerin amacı net olarak açıklanamadı

Sonel ise bu transferleri “yardım” ve “kişisel destek” olarak nitelendirdi. Ancak savcılık, bu açıklamaların yeterli olmadığı görüşünde.

Oğul Hakkındaki İddialar: Dosyanın En Tartışmalı Başlığı

Sorgunun en sarsıcı bölümlerinden biri, Tuncay Sonel’in oğlu hakkında yöneltilen iddialar oldu. Savcılık, Gülistan Doku ile bağlantılı olduğu öne sürülen çeşitli iddiaları tek tek gündeme getirdi.

Bu iddialar arasında:

  • Kişisel ilişki iddiaları
  • Olay günü bölgede bulunma ihtimali
  • Tanık beyanlarına yansıyan ifadeler

yer aldı.

Sonel, bu iddiaların tamamını “iftira” ve “kurgu” olarak nitelendirerek reddetti.

“İntihar” Tartışması ve Soruşturmanın Yönü

Dosyada uzun süredir tartışılan bir diğer başlık ise olayın “intihar” olarak yönlendirildiği iddiası. Bazı tanık ifadelerinde, sürecin başından itibaren bu yönde bir algı oluşturulduğu öne sürüldü.

Sonel ise bu iddiaları reddederek, arama çalışmalarının ailenin talepleri doğrultusunda sürdürüldüğünü savundu.

Ancak savcılık, özellikle baraj bölgesinde yapılan aramalara rağmen sonuca ulaşılamamasını da sorgulama konusu yaptı.

Gizli Tanık İddiaları: Dosyada Yeni Bir Boyut

Soruşturma kapsamında yer alan gizli tanık beyanları, dosyanın en ağır iddialarını içeriyor. Bu beyanlarda, olayın bir cinayet olabileceğine ve delillerin ortadan kaldırıldığına dair iddialar yer aldı.

Sonel, bu iddiaların tamamını sert ifadelerle reddetti. Ancak bu beyanların resmi sorgu tutanağına girmesi, soruşturmanın kapsamının genişlediğini gösteriyor.

Hukuki Tartışma: Yetki ve Soruşturma Süreci

Savunma tarafı ise farklı bir hukuki çerçeve çiziyor. Sonel’in avukatı, yöneltilen suçlamaların “görev suçu” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve bu nedenle soruşturmanın farklı bir yargı merciinde yürütülmesi gerektiğini savundu.

Bu tartışma, dosyanın ilerleyen aşamalarında hukuki sürecin yönünü etkileyebilecek başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

Dosyada Yeni Eşik

Ortaya çıkan ifade ve sevk yazısı, Gülistan Doku soruşturmasında yeni bir döneme girildiğini gösteriyor. Özellikle SIM kartın resmi prosedür dışında gönderildiğinin kabul edilmesi, delil zinciri tartışmasını dosyanın merkezine yerleştirdi.

Savcılığın yönelttiği kapsamlı sorular ve ağır suçlamalar, soruşturmanın artık yalnızca kayıp vakası değil; delil karartma, dijital müdahale ve olası örtbas iddiaları ekseninde derinleştiğini ortaya koyuyor.

Önümüzdeki süreçte teknik incelemeler, tanık beyanları ve adli raporlar, dosyanın seyrini belirleyecek en kritik unsurlar olarak öne çıkıyor.